Müzik, kahve, sigara ve
edebiyat... Yine başlıyoruz sanırım, ha? Kürkçü dükkanı, en sevdiğim. Eksik
bireyin dolduğu, hayali kız çocuklarının doğduğu, en güzel hayallerin
kurulduğu, kalbi kırılan herkesin tamir olduğu o büyülü mekan. Kimisi için bir
spor salonu, kimisi için dost koltuğu... Benim için yeni kitap kokusuydu bir
zamanlar, şimdilerde bilgisayar oyunu... Ne kadar çok değişiyor her şey, ne
kadar da hızlı. Tıpkı akşam üstü otobüste gidiyorken, gözünün önünde gün geceye
dönüyorken farkında bile olmuyorsun ya; o zifiri karanlığın içinde kaybolana
kadar. Aynen o hızda değişiyor işler.
Gece ve yalnızlıkla olan ittifakımızın beşinci günü bugün.
Karanlığa uyanıp karanlıkta uyuduğum beşinci gün. Canım kahve çekti bahanesiyle
düşmanımı görmeye çıktım bu sabah. O yine beni gülümseyerek karşıladı tabii ki.
Samimiyetsiz. Sabah derken lafın gelişi, size sabah. Ben henüz uyumadım.
Hayatın düz bir yol olmadığını, inişlerin ve çıkışların olduğunu ve bu yüzden
gereksiz yere depresyona girip bunun için ilgi beklememeyi öğrendim çoktan,
meraklanmayın. Ama zaten olay da bu değil. Mutlu olmak çok şey istiyor sadece;
para, sevgi, dost, eğlence ve özgürlük. Mutsuzluk ise çok kolay. Her şeyin en
kötüsünü hayal ettiğin zaman işin yarısını yapıyorsun zaten, gerisi
kendiliğinden geliyor. Her yazı yazdığımda geçmişten kesitleri baz alıp ona
göre yorum yapıyorum. Öyle olmazsa güncel hayattaki negatiflikleri eşeleyip
onları dijital kağıtlara döküyorum. Elimde değil çünkü gelecek görüşüm astigmat
olmuş, ilerideki her şeyi bulanık görüyorum.
Herkesin düşünme tarzını öğrenip ona göre yaşamaya
çalışıyorum yanlarındayken. Belki de bu yüzden karakterimdeki sonradan ekleme
uzuvlar. Belki de bu yüzden cümlelerimdeki tutarsızlıklar. Belki de bu yüzden
hızlı konuşuyorum, gerekirse kıvırabileyim diye. Bilmiyorum. Çoğu şeyi
bilmiyorum. Çoğu zaman da bilmeme gerek kalmıyor. Karakterleri yara bere içinde
olan bu neslin içinde, elimde yara bandıyla bu yüzden geziyorum. Yara bandım
yanımda gezdirdiğim ağrı kesici gibi olunca hemen bitiveriyor ve kendime
yapıştıramıyorum. Bu yüzden galiba, mutsuzsam sürekli kalp kırıyorum.
Bu hayattan arkamda bir şey bırakmadan giderim diye çok
korkuyorum. Belki de bu yüzden intihar edemiyorum. Bir kitap, ya da bir şarkı,
olursa bir film... Belki de dünyanın en güzel kız çocuğu... Bir şeyler
bırakmalıyım bu hayata öldüğümde. Sadece tanıdıklarıma hüzün ve özlem olmamalı
mirasım. Sanırım uğruna yaşadığım dört şeyden biri bu. Bucket list’im, ailem ve
bu var sanırım. Dördüncüyü tüm dünya biliyor zaten. İşin güzel tarafı dört
aslında büyük bir rakam benim için, iki sene önceye kadar hiç yoktu çünkü.
Sanırım sonunda ileri doğru yürüyorum ve bunu görebiliyorum. Uzun bir yazı
oluyor farkındayım ve muhtemelen bir çoğunuz çoktan bıraktı okumayı. Ama şöyle
bir durum var; iki yıldır yazı yazmıyorum ve ben biriktirip patlamayı
sevdiğimden şuan bu klavyeyi parçalıyorum.
Bu yazıyı yazmaya başladığımdan beri beşinci kez
elektirik gitti az önce. Hayali kalemimin ucu kırılıp duruyor anlayacağınız. Yazdığım
hiçbir cümleyi bir gün sonra beğenmediğim için çok da bir önem teşkil etmiyor
açıkçası bu durum benim için. Etseydi, daha önce yazdığım onlarca yazıdan bir
tanesini saklamış olurdum. “Kitap yazıcam ben.” Şeklinde klişe bir hayale sahip olan bir
birey için biraz saçma bir davranış olsa da, karakterim bu sanırım. O an, tam o
dakika her şeyi mükemmel ve doğru buluyorken gözlerim, bir saat sonra hepsi
boş, yanlış ve aptalca geliyor gözlerime. Kendi aptallığıma katlanamıyorum. Sanırım
yıllardır zekamdan harcıyorum. Geceleri kafamın içindeki bozuk paraların
şıngırdamasından uyuyamıyorum.
Yazları sevmiyorum. Kışları sevmiyorum. İlkbaharı
sevmiyorum. Karı sevmiyorum. Polenleri sevmiyorum. Böcekleri sevmiyorum. Küçük
ve hızlı hayvanları sevmiyorum. Denizin dibinde çok az bildiğimiz bir dünya var
ve bundan korkuyorum. Kuşlardan nefret ediyorum. Ve ben panteistim. Arkadaşlarımın
ebeveynleriyle tanışmaktan hoşlanmıyorum. Kalabalık ortamlarda içmekten keyif
almıyorum. Yeni insanlarla tanışınca geriliyorum, konuşurken kekeliyorum, hatta
terliyorum. Ve ben cana yakın birisiyim. Kendimle herhangi bir şeyi
kıyasladığımda, o karşılaştırmayı kaybediyorum. Herkesi mutlu etmeye
çalışıyorum. On beş dakikadır tanıdığım birini bile on saniyelik de olsa gülümsetecek
şeyler yapmaya çalışıyorum. Ve ben nihilistim. Senin davranışlarını
onaylamıyorum. Senin doğrularının yarısından çoğunu yanlış buluyorum. Senin
adını duyunca hem heyecanlanıp hem darlanıyorum. Senin için, hep senden sonra
geldiğimi biliyorum. Ve ben, seni seviyorum?
Yazmaya doyamadım bir
türlü. Çünkü yazmayı bırakırsam uyumak zorunda kalacağım. Uyursam ruya
göreceğim ve tahmini dört kez uyanacağım. Her uyandığımda daha da sinirli olacağım.
Komple uyandığımda diyalog kurduğum ilk üç insanı üzüp kalplerini kıracağım. Uyumazsam
da günler ilerlemeyecek ve ben bu darlanmalardan kurtulamayacağım. O yüzden
bencillik yapıp susuyorum artık. Saat şuan 11:04 ve ben karanlık yatağımdaki
beyaz çarşafa gömülmeye gidiyorum. Yastıkla yorgan arasında, önümüzdeki sekiz
saat, üç-dört farklı hayat kuracağım.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder