O kadar uzun zaman oldu ki yazmayalı, nasıl başlandığını hatırlamıyorum. Konuşmayalı,
paylaşmayalı, kendimi kendime anlatmayalı…
Genel olarak birkaç seneyi hatırlamıyorum. Neredeydim, ne yaptım… Kimlerleydim,
kimi kalbime aldım; hatırlamıyorum.
Pes ettim bazı şeyleri aramaktan, dolanmaktan. Yorulmaktan yoruldum yine,
başkalarının hayallerini kovalamaktan. Rekabetten yoruldum yollarımız aynı iken.
Sevişmekten yoruldum hepsi sabahına giderken. Boşluklara dalıp gitmekten…
Ben hayatı saldıkça, o beni daha çok saldı sanırım. Yaşamla inat olmuyor,
yerinde sayıyor insan. İki adım ileri atarken, hop en gerideyim tekrar.
Üzerimde yolların getirdiği tecrübe adı altında tozlar… Pantolonum çamur olmuş,
ayakkabım patlamış. Sürekli burnum akıyor, boğazım şiş, bitmeyen öksürükler… Kedim
bile yarım yamalak seviyor artık, 10 yıldır içtiğim sigaramın bile tadı farklı
geliyor. Bi’ müzik bi’ de kahve kaldı geriye tartışmadan bana eşlik edebilen.
En azından konuşmasam da dinleten, dinleyen…
Dünyaları değiştirdim, yine de yüzüm gülmedi. İnsanları değiştirdim, yine
de yüzüm gülmedi. Kültürü, hayatı değiştirdim, yine de yüzüm gülmedi. Herkesi
güldürdüm, benim yüzüm yine gülmedi. Genel olarak başaramıyoruz bu eylemi,
artık yüzeysel de yapmıyorum, ondan da emekli oldum. Zihnimi ne zaman açsam, hayata
olan söylenmelerimi susturamıyorum. Memnuniyetsiz doğdum, memnuniyetsiz
ölüyorum.
Eski bir Duman şarkısı gibiyim, herkesin dilinde, boş yere. Hala güzel,
biraz da yıllanmış, çoktan modası geçmiş, melankoli bağımlılarının ve birkaç
fanatiğin önünde sallanan. Yer yer keyif verirken, bir süre sonra bayan. Hep
kendi tarzında, kendi hayatında, kendi fikirlerinde… Hep kendi kendine, oradan
oraya; belki bir gün dengine…
Eskisi kadar zeki de değilim galiba, ki; bunu ben seçtim açıkçası. Son
yıllarda yaptığım seçimler, kabullenişler, bile bile geriye doğru atılan
adımlar, bireysel sabotajlar… Bundan ne kadar rahatsızım onu bile bilmiyorum,
ama kimliğimi de kaybediyormuş gibi hissediyorum. Komik desen eskisi kadar
değil, zeki desen eskisi kadar değil… İşin en kötü tarafı da hırsımı kaybetmiş
olmam, artık umurumda da değil. Değil ki değiştirmek için hiçbir şey yapmıyorum.
Eldekiyle yetindiğimden değil, yapmak için bir sebep bulamadığımdan. Her şeyin
anlamsız gelmesinden, hayatın bir oyun olmasından, kimsenin bundan haberi olmamasından
ve küçük baloncuklarından birbirlerini eleştirmelerinden… Çok yoruldum açıklama
yapmaktan, yanlış anlaşılmaktan korkmaktan, kalp kırmaktan, kafa karıştırmaktan.
Çok yoruldum bazılarınızdan. Kendim dahil her şeyi değiştirip hep mutsuz
olmaktan. Sırf sıkılıyorum diye sigara yakmaktan.
Hayallerimi unutmuştum koşturmaktan, karnımı doyurmaya çalışmaktan, sürekli
oradan oraya zıplamaktan, günleri daha hızlı geçirmek için çabalamaktan, aslında
çok da istemediğim bir geleceği kurmaya çalışmaktan. Bugüne kadar yardım kabul
etmeden yalnız yürümek isteyip; yine de sürekli mola vere vere yürümeye mahkûm
olmaktan, “özgürlük” adını verdiğim “bireysellik” algısından ve bunu inanmadan
takip etmekten.
Herkes çok garip geliyor bazen, bazen de çok anlamlı. Kafam karışıyor.
Bazen diyorum; “realitesi çok ufak, anlamıyor, bilmiyor, düşünemiyor…” iyi de
ne değişiyor? Herkes kendi dünyasında bir şeyler başarmak için koşuyor. Ben yoruldum. Her şeyi sorgulamaktan,
yardımsız uyuyamamaktan, gece uyurken çenemi kasıp dişlerimi kırmaktan…
Eskiden ne güzeldi, çözüm çocuk… Çözüm çocuk büyüdü, sorun adam oldu,
çözmeye bile çalışmıyor… Hayat çok zor her şeyi hesaba katıp çözmeye
çalışırken. Ama hayat yine çok zor, her şeyi siktir edip salarken…. Yine siyah
ile beyaza düştük anlayacağın, gri renk kurtarmıyor. Denge yine kayıplarda,
zihin yine bulanık, karakterden ödün yok. Herkese iyi, kendime kötü olmaktan
yoruldum ben. Herkese kibar olmaktan, kibar olduğum için eleştirilmekten, iyi
olduğum için rastgele etiketlenmekten… Yoruldum.
Kendimi anlatmaktan, kimsenin anlamamasından, anlasa da eylemsiz olmasından
yoruldum ben. Herkes bir karınca, oradan oraya koşarken; ağustos böceğinin
hayatını merak etmekten yoruldum. Kötü insanların kahkahalarından, mazlumların masumiyetinden,
insanların saçma salak hareketlerine bahane üretmekten, herkesi affetmekten
yoruldum. Haksızlıklara tahammül etmekten, sırf üzerinden zaman geçtiği için
görmezden gelmekten yoruldum. Unutamamaktan yoruldum.
Babaannem 21 yaşındayken “Daha gözün açılmadı oğlum.” Demişti, şimdi o gözü
açık tutmaktan yoruldum ben. Güvenemiyorum, sevemiyorum, inanamıyorum,
anlayamıyorum ve hatta algılayamıyorum. İnsanların kötülüklerinin seviyesini
idrak edemiyorum. Canım babaannem, gözü açtık, şimdi kapatamıyorum.
Uyuyamıyorum.