Gözümü suratıma flaşı tutan güneşe
sinirlenerek açtım bugün. Şarkı söyleyen kuşları sessize almak için bir hışımla
kalkıp camı kapattım. Tek gözüm kapalı ve kaşlarım bu kadar çatıkken onların da
bu kadar mutlu olmaya zaten hakkı yoktu. Siyah perdemi boydan boya çekip
odamı karanlığa boyadım. Kocaman yatağıma bakıp çapraz yattım. Hem arkama hem
önüme ikişer yastık koyup, düşünmediğimi düşündüğüm o büyülü dünyaya dönmeye
çalıştım tekrar. Maalesef yine uyuyamadım.
Tek elimle telefonumu aradım yatağın üzerinde. Pozisyonumu değiştirmeden ulaşamadığım için yine söylendim bir kıble. İki mail, aile grubundan bir-iki mesaj, birisi de yeni bir fotoğraf koymuş, aman müthiş a.k.
***
Günlük ritüelleri olan insanlardan değilim ben, hiç yapamıyorum. Aksine odamın durumu bir önceki akşamın mental bir haritasını oluşturuyor, ve ben tatsız bir akşam geçirmişim belli ki. Kültablası ağzına kadar dolmuş, izmaritler halay çekiyor. Çöpler poşetini aşmış, özgürlük marşı söylüyorlar. Biriken bulaşıklar yine suratsız... Belli ki birkaç gündür hayatla aramız bozuk yine, küçük bir kişisel gelişim zamanı gelmiş. Aslında bir çoğunu bile merak etmediğim instagram hikayerini kapattım hemen, ayaklandım. Banyoda buldum kendimi, aynadaki garip adama baktım. Tam düşüncelere dalacak gibiydim ve baktım kanalı değiştiremiyorum, televizyonu kapattım. Yüzümü silip mutfağa doğru sürükledim cansız bedenimi, ve bendenizi. Bugün “O” gün tatlım, Neco is back.
***
Mutfakla selamlaştık, dostlarını getirince orada da bir bayram havası yaşandı. Herkes bu büyük ve tarihi birleşmenin sevincini yaşarken, banyo yapması gerekenlere yardım etmeye başladım. Hindistan cevizi aromalı sabun herkese tropikal bir neşe katıyordu. Bir yandan da vizyonum kadar siyah bir kahve yapıyordum. Taşikardi ile bir randevumuz vardı ve birbirimizi çok özlemiştik çünkü... Müzik açmayı unuttuğum için kendime sinirlendim küçük bir an ve sonra saçmaladığımı farkettim. Zaten sakinlikti aradığım, en azından o an aradığım, veya aradığımı bildiğim- (?)
***
Elimde kahvem, ağzımda sigaram, yamuk saçım ve asık suratımla balkona çıktım. Bütün güneşi kendisine çalmış iki adımlık camdan zindan.... Camları açtım hemen, çünkü ben gücüm yetiyorsa istediğim değişim olurum. Güçlüyüm ben... Camın üst mandalı tıkandı tabii anında, bir beş dakika da onunla uğraştım. “Yaz gelmiş ve her şey çok iyi” moduna girmek için güneşin altında sıcak ve simsiyah kahvemi içerken güneş gözlüğümü taktım, kırmızı atletimle birbirlerini anında tamamladılar ve bana teşekkürü bir borç bildiler, asla ödemediler. Dışarıyı izledim biraz balkondan, biraz da kapalı televizyonun yansımasından kendimi. Daha ilginç buldum kendimi açıkcası, sonra da kendimi izledim kahvem bitene kadar. Bir-iki de fotoğraf çektim, “sonunda televizyona çıkacak kadar ünlü oldum” alt metinli bir instagram paylaşımı ayarladım kafamda, sonra da muhtemelen uygulayacaktım. En az yedi senedir açılmadan duran bir kitap aldım sözde kütüphanemden, onun dünyasına saklanmaya çalıştım bir bölüm kadar. Anında sıkıldım zaten. Her şey ne kadar yapmacık yaşanıyor bu kitaplarda, benim kitapta mı böyle olacak acaba...
***
Spor
yapacağıma söz vermiştim küçük, yağlı kas gruplarıma bugün. Sözde
alışkanlığımı kaybetmemek için savaştığım başka bir gün daha. Bozmadım
moralimi, destek oldum kendime, aynanın karşısında güçlü göründüğümü sandığım
pozlar verdim. Bir-iki çizgi ile sevinip motivasyon teyzeden bir elma aldım ve
başladım ağırlıklarımla oynamaya. Bir-ki-üç-dört....
Bangır
bangır bir müzik, düşünmekten setleri sayamadığım bir spor aktivitesi ve doğru
mu yapıyorum acaba tribi ile tamamladım bir saatlik aktiviteyi. Yine
aynanın karşısındaydım, yine aynı çizgilere bakıp seviniyordum. Ne önemi var
ki, dedi beynim bir anda. Her yeri çizgili ve kaslı olsa ne olur... İki
hafta salsan, kafana göre yesen-içsen, yine hiç yapmamışsın gibi olmaya
başlayacak. Hayattan kopya çekip lunapark trenine dönüşen spor
alışganlığımla tartışmaya başladım. Şimdilik ben kazandım... Yarın spor yapmazsam
komple ben kazanıcam, sporu yine bırakıcam, sonra komple ben kaybedicem. Eeeeeeeeeeeee?
Spor yaptığım için bu gurur duyulası aktiviteyi onure etmem gerekiyordu, ben de hemen üç yumurta haşladım. Onlar haşlanırken hızlı bir duş alıp içinde yüzdüğüm zaman denizinden bir bardak daha kazandım. Üç adet haşlanmış yumurta ve bir kalıp beyaz peynir ile gerçek bir sporcu gibi beslendim. Spor yaptığım için “yemek yeme” aktivitesi de otomatik olarak “beslenmek” fiili ile yer değiştirdi tabii. Ben de başka bir şeyle yer değişsem keşke diye düşünerek yumurtaları hiç etmeye başladım, ayçiçeği tarlası kadar sarı olan balkonumda ve evet, güneş gözlüğümle. Biraz terliyorum alt tarafı, ne olacak ki? Biraz yavaş ye aptal ne yapacaksın kahvaltından sonra...
***
Yumurta
kabuklarını çöpe dökerken kız kardeşimin ukulelesi keskin bir bakış attı bana.
Bayağıdır da kimse böyle bakmamıştı. Tabağı lavaboya bırakıp sonranın problemi
haline getirdim ve hemen aldım yeni oyuncağımı elime. Din ding din din din
ding, heleleyy... Maksimum gereksiz
sesi çıkartmış olmalayım ki kardeşim abime yine gelmişler diye düşünüp
müdahile olma gereği duydu. Birkaç tane akor öğretti sağolsun, ben de
heveslendim. Yapamadım tabii, en başta en azından. Benden daha zor bir şeyin
var olma ihtimali çok düşük olduğu için; hırslanıp oturdum yalnızlık köşeme,
oyun sistemi kurulu bilgisayarımın önündeki kocaman tekli koltuğa... Ukuleleye
yeni başlayanlar için dersler tarzı bir şeyler yazsam yeter herhalde... Zibilyon
tane online kurs içerisinden amerikan güzellik standartlarına yenik düşüp en
beyaz tenli ve renkli gözlü adamı yeterli bulup bir videosunu izledim
kucağımdaki çocuk gitarıyla. Üç-üç buçuk saat kavga ettik aletle, sanıyor ki
vaz geçiceğim... Akorlar, tamam.
Geçişler, idare eder. Ritim, daha iyi olabilir. İzlenen ders
sayısı üç, gayet iyi. Yarın tekrar görüşür müyüz bilmiyorum ama bir noktada
seni çok daha iyi tanımayı istiyorum, teşekkür ediyorum geçirdiğimiz zaman
için, canım tatlı çocuk gitarım. Rica ederim mutsuz, garip adam.
Odanın camını açıp discord üzerinden sadece internetin koparttığı arkadaşlarımla buluştum tekrar. Gizli günlüğüm, beynimin oyun parkı... Biraz oyun oynadık, biraz sohbet ettik, biraz da Dua Lipa & İbrahim Tatlıses mash-up’ı dinledik. Dünün aynısı oldu yine, neyse öncesinde bir şeyler yaptım. Derin bir nefes alıp çıktım çevrim içi hayattan. Zaten beynim yine çevrim dışı. Aylar önce “Yazarım tabii!” Dediğim kısa hikayelere başlamaya yeltendim, enerjimi bulamadım. Biraz ders çalışayım, hayatımı değiştirecek bir kursa başlayacağım ben, çok da az kaldı. Dedim. Sonra bir dizi açıp, benliğimi kocaman tekli koltuğun emmesine izin verdim.
***
Sanırım dizide beş-altı bölüm geçti, Netflix yine yaşıyor muyum diye kontrol ediyor. Yaşıyorum kanka yaşıyorum, devamke lütfen. Arada tavanla da sohbet ediyorum diye bu kadar somurtulmaz ki. Bir noktadan sonra dikkat çekmek için yapılan bir hareketten başka bir şey değil bence. Bir yandan da İnstagram’da bir-iki kişiye yazmıştım. Allah’ım ne kadar sıkıcı insanlar, ne kadar da bayık bir sohbet... Neco konuşkanlığını mı kaybettin sen acaba? Herkes korkuyor bence artık yeni birini tanımaya, uğraşmaya. Ödü kopuyor herkesin bir tane daha fazla sorumlulukla uğraşmaktan. O kadar haklılar ki. Aklım almıyor bazen gerçekten, yeniden insan tanıyıp, üzerine güvenip, üzerine de kendini anlatacaksın daaa..... Sonunda yanlarına gittiğinde önce pandemi için taktığın maskeyi, sonra da sosyal fobi maskesini çıkartacaksın...
***
Durdurdum diziyi, siktir git Netflix neymişsin, izlemiyorum. Zaten uyuyamıyorum da, bari bir şeyler yazayım da kafam boşalsın. Ne anlatıcaz ki artık hiçbir şey olmuyor hayatımda. İyice günlük oldu bu blog da, bunu da mı bıraksam. Ya, he! Bi bu var on yıldır salmadığın, bunu da sal, mal seni.! Bugünü anlatsan bile yeter, birkaç metaforla süsler satarsın, okuyan insanlar belli zaten. Doğru dedin kral.
***
Bugünümü
anlatmak istiyorum sizlere.
Gözümü
suratıma flaşı tutan güneşe sinirlerek açtım bugün. Şarkı söyleyen kuşları
sessize almak için bir hışımla kalkıp camı kapattım. Tek gözüm kapalı ve
kaşlarım bu kadar çatıkken onların da bu kadar mutlu olmaya zaten hakkı-
14.05.2021
03:44