24 Ocak 2024 Çarşamba

Sevgili Dünlük

  

            Sevgili dünlük, merhaba! Dünlük diyorum çünkü duygular miras kalmıyor günlere artık. Aynı siniri, aynı öfkeyi, aynı kırgınlıkları, aynı hevesi… Kısacası hiçbir duyguyu yarınlara taşıyamıyorum artık. Hayat o kadar yüksek irtifada ilerliyor ki; kabin bagajı dahi yük oluyor, taşımaya üşeniyorum. “Ne gerek var?” diyorum habire. Yok zaten biliyorum. Her şeyi bile bile tercih ediyorum, yine de anlamıyorum. Sahiden, ne gerek var?

            Taşıyamadığımdan değil yanlış anlamayın, gerçekten istemediğimden. Ruhum sıkılmış artık aynı olay örgülerinden. Aynı heyecanlardan, aynı bedenlerden, aynı zevklerden… Belki de bu yüzden dopamini bozuk para arayan çocuklar gibi yollarda, ve yerlerde arıyorum. Belki de bundandır arada yere bakarak yürümeye devam ediyorum. Babannemi anıp sağa sola para bırakıyorum. Görevler keyifsiz, keyifler görev gibi geliyor; saklanacak bir yer arıyorum. Yine kendime saklanıp, yine kendime sobeleniyorum. Beni yine bir ben anlıyorum. İyi de, seni de yine bir ben anlıyorum? Ee, ne anladım ben bu işten?

            Her sene yeni bir ben arıyorum, ve buluyorum. Artık yere kolay kolay düşmüyorum. Ha, arada yorulup oturuyorum, orası ayrı. Tekrar ediyorum, bu kısmı tercih. Belki de kendimi kandırıyorum. Çöküşlere yeni yeni adlar koyuyorum. Bilemiyorum Altan, çok mu boş ağlıyorum?

            Heyecanı unuttum yine, heyecanlanmak nasıldı, hatırlamıyorum. Kendimi koruyacağım diye risk almaya çekiniyorum. Hoş, gerçekten canım da istemiyor pek. Aynı hayatlar, ayni sigaralar, aynı mekanlar, aynı kadınlar, aynı yalanlar… Vallahi sıkılıyorum. Adrenalin ve yenilik dışında stimule olamıyorum, konfor alanımda rahat edemiyorum. Çok uzun yazmak bile istemiyorum. Her yazar okunmak ister, ben çok anlaşılmak bile istemiyorum. Bu yüzden de cümleleri hep ekmek kırıntılarıyla dolduruyorum. Grateller zaten tenezzül etmez, Hansellere selam veriyorum.

            Çok derdim de yok biliyor musun, eskisi gibi değilim. Kafayı bayağı bi’ topladım. Bir-iki fuzuli problem dışında bu aralar savaşları hep kazanıyorum. Hasan Tahsin misali, dolu silahla geziyorum. Hiç çekinmiyorum. Belki de arsızlaştım iyice, veya duyarsızlaştım, bilemiyorum. Hala kibar olmayı başarabildiğim için bu kısımları pek de negatif bulmuyorum açıkcası. Darlanınca manzaramdan, öteki tarafa bakıyorum. Bi’ sigarada daha yapıyorum, içimden bi’ şarkı daha mırıldanıyorum.

            Yeni bir dil öğreniyorum bu aralar. Olur da bırakmazsam altı-yedi aya öğrenirim, biliyorum. Bir enstruman öğrendim, ikinciyi deniyorum. Sağlıklı beslenip, düzenli spor bile yapıyorum. İnanmaycaksınız ama, düzenli olarak D vitamini bile alıyorum. Ulan yoksa artık bu hayatı seviyor muyum? Sanmıyorum kanka, hala yaşamayı beklediğim hayatı gözlüyorum.

Az kaldı… Az kaldı… Az kaldı… Az kaldı… Az kaldı… Az kaldı… Ne kadar kaldı?

Nasıl anlarım?

Ne zaman anlarım?

Ne zaman başlarım?

Hmm… Bilemiyorum sevgili dünlük, zaten senin fikrin de farazi, güvenemiyorum.

Lan! Yine okumayı sevmeyen güruha edebiyat yapıyorum.

            Eski sevgililerim evleniyor, arkadaşlarımın çocukları oluyor, ben hala aynı edebiyatı yapıyorum. Artık nispeten daha az yapıyorum gerçi… Hayatı italic fontta yaşadığımdan oluyor bence, dimdik durmayı ondandır çok sevmiyorum. Neyse, kopuyoruz Altan, yavaştan topluyorum.

            Dün gerçekten bugündü, yarın da bugün. Aslında her şey o zaman bugün mü?

 Hadi o zaman sağlam bir kahvaltı (kahve içildi) ile başlayıp fethedelim bugünü. Öylesine yazmak için yazayım diye açtığım dosyada yine bir sürü kelime oldu bak, ikinci birayı açmayayım en iyiysi. Ne demiş Kaan Boşnak yavşağı: “Rüzgarım söndü, dindi ateşim. Ah bebeğim ben hala deliyim!” 

Altı aya görüşürüz Altan, göte mukayet, gerisi çözülür. 😊

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder