Uzun zaman sonra uyuyamadım bugün. Aylar sonra geri geldim bu bembeyaz
kağıda. Düşüncelerimle kirleteceğim bu beyaz bulut, bir nebze uyku damlatır
belki yağmuruyla. Kedimle yıldızları saydığımız bu “ıssız adam” gecesinde,
düşünce mesaisinde. Islak toprak kokusuyla mantığı çağıracak, boşalttığı zihin
sokaklarımı sakinleştirecek bir yağmur…
Rolanti hayatlarımızı mı huzur
sanıyoruz acaba? Eksiklerimizi kapatmayı mı? Rutinlerde bulunan bu huzurdan,
sıkılganlığın da haberi var mı? Sanmıyorum. Her yerde avaz avaz çalan bu siren
seslerini dandik kulaklıklarla bastırmaya çalışıyoruz. Dünyanın en sıkıcı
şarkılarını bağıra çağıra söylüyoruz, bir parça eğlence için rol yapıyoruz. Her
monotonluktan sıkıldığımızı farkettiğimizde, yeni bir öğe ekliyoruz denkleme.
Matematikte sonsuz sayı, binlerce dil, milyarlarca düşünce… Ne çok şey var
eklemelik, işimize geldiğince modifiye etmelik. “Eşittir” karşıtı sıfır olan
insanların oluşturduğu kümelere evrensel bakmaya çalışıyoruz.
Hayatın anlamının sevgi
olduğuna karar verdiğim o Vietnam akşamından beri kimseyi sevmiyorum. Genç bir
kızın yurtdışına çıkma hayaliyle biriktirdiği o dandik kumbara gibiyim, her
tanesini biriktiriyorum. Kapasitemin ucu ucuna yettiği o kumbaranın, kurcalanmaktan yamuk
yumuk olmuş anahtar deliğinden bakıyorum hayata. İçerisi karanlık, evet. Işık huzmeleri
bu açılardan içeri pek de fazla giremiyor. Zaten çok aydınlık da sevmiyorum,
gözlerimi yoruyor.
Ne de çok severdim
geceleri eskiden. Getirdiği sakinliği, sessizliği… Bu aralar Güneşle bir
samimiyetimiz var. Ay’ı aldattığımdan beri yüz vermiyor bana akşamlar, ama hiç
anlatamıyorum… O’nun büyüsünün sadece bir yansıma olduğunu. Belki de sadece
kendimi gülerken bulduğum anları yadsıyorum. Kişisel farkındalığı duygusal
konumda sabit durmak sanıyorum. Canlı konum atanlara doğru yürümüyorum, otobüs
geçmeyen yollarda bekliyorum.
On altı dakikada bu kadar çok kelime dökülen bu kağıda neden daha sık
uğramıyorum? Çünkü bu halimi de pek sevmiyorum. Yeterince esmerim, karanlıkta
kolay kayboluyorum. Yüzümdeki gülümseme izlerini aşağı doğru kaydırıyorum.
Kendimi kandıramıyorum.
Her şey mükemmel olsa da
sıkılırım sanırım. Bu sorunun kökeni nedir, bilmiyorum. Sürekli aradığım
mutluluk, adrenalin, heyecan, huzur, neşe, hırs ve azim… Bu nece bir saklanbaç
oyunudur, hiçbirinizi bulamıyorum!
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder