18 Kasım 2024 Pazartesi

Saklanbaç

            Uzun zaman sonra uyuyamadım bugün. Aylar sonra geri geldim bu bembeyaz kağıda. Düşüncelerimle kirleteceğim bu beyaz bulut, bir nebze uyku damlatır belki yağmuruyla. Kedimle yıldızları saydığımız bu “ıssız adam” gecesinde, düşünce mesaisinde. Islak toprak kokusuyla mantığı çağıracak, boşalttığı zihin sokaklarımı sakinleştirecek bir yağmur…
            Rolanti hayatlarımızı mı huzur sanıyoruz acaba? Eksiklerimizi kapatmayı mı? Rutinlerde bulunan bu huzurdan, sıkılganlığın da haberi var mı? Sanmıyorum. Her yerde avaz avaz çalan bu siren seslerini dandik kulaklıklarla bastırmaya çalışıyoruz. Dünyanın en sıkıcı şarkılarını bağıra çağıra söylüyoruz, bir parça eğlence için rol yapıyoruz. Her monotonluktan sıkıldığımızı farkettiğimizde, yeni bir öğe ekliyoruz denkleme. Matematikte sonsuz sayı, binlerce dil, milyarlarca düşünce… Ne çok şey var eklemelik, işimize geldiğince modifiye etmelik. “Eşittir” karşıtı sıfır olan insanların oluşturduğu kümelere evrensel bakmaya çalışıyoruz.

            Hayatın anlamının sevgi olduğuna karar verdiğim o Vietnam akşamından beri kimseyi sevmiyorum. Genç bir kızın yurtdışına çıkma hayaliyle biriktirdiği o dandik kumbara gibiyim, her tanesini biriktiriyorum. Kapasitemin ucu ucuna yettiği o kumbaranın, kurcalanmaktan yamuk yumuk olmuş anahtar deliğinden bakıyorum hayata. İçerisi karanlık, evet. Işık huzmeleri bu açılardan içeri pek de fazla giremiyor. Zaten çok aydınlık da sevmiyorum, gözlerimi yoruyor.

            Ne de çok severdim geceleri eskiden. Getirdiği sakinliği, sessizliği… Bu aralar Güneşle bir samimiyetimiz var. Ay’ı aldattığımdan beri yüz vermiyor bana akşamlar, ama hiç anlatamıyorum… O’nun büyüsünün sadece bir yansıma olduğunu. Belki de sadece kendimi gülerken bulduğum anları yadsıyorum. Kişisel farkındalığı duygusal konumda sabit durmak sanıyorum. Canlı konum atanlara doğru yürümüyorum, otobüs geçmeyen yollarda bekliyorum. 

            On altı dakikada bu kadar çok kelime dökülen bu kağıda neden daha sık uğramıyorum? Çünkü bu halimi de pek sevmiyorum. Yeterince esmerim, karanlıkta kolay kayboluyorum. Yüzümdeki gülümseme izlerini aşağı doğru kaydırıyorum. Kendimi kandıramıyorum.

            Her şey mükemmel olsa da sıkılırım sanırım. Bu sorunun kökeni nedir, bilmiyorum. Sürekli aradığım mutluluk, adrenalin, heyecan, huzur, neşe, hırs ve azim… Bu nece bir saklanbaç oyunudur, hiçbirinizi bulamıyorum! 

30 Nisan 2024 Salı

Kırık Kalem

            Bir kurşun kalem hayal et. Sarı-siyah şeritlerden oluşan, henüz ucu bile açılmamış, mis gibi ağaç kokan bir kalem.

7 yaşındasın yine, bu kez bilincinle. İlk kez eline aldığından herhalde, heyecandan hemen bir şeyler karalamak istiyorsun. Ucunu açmak için acele edip, her saniye gereğinden fazla keskinleştiriyorsun. Galeyanla başladığın ilk harfin yarısında geliyor ilk hayal kırıklığın. Tekrar başa dönüyorsun, yana yakıla kalemtıraş arıyorsun.

13 oldun bugün, sarı-siyah kalemin hala seninle, çok nadir kullanıyorsun. Çünkü bir sürü kalemin olmuş üzerine; tükenmediğini söyleyip biteninden tut, kıpkırmızı yazanına kadar, hepsi senin olmuş. Arada bir sınıf arkadaşların beğeniyor eski kalemini, paylaşmamak için dört dönüyorsun. Senin çünkü, senin, senin, senin, sen.

18 oldun bugün, kalemin ufaldı. Sarı rengi soldukça beyaza yaklaştı, siyahı soyuldukça daha da garibanlaştı. Ucu zaten sürekli kırılıp seni yarı yolda bırakmıştı. Sen de kalan düzlükleri sırtındaki kitap dolu çantalarla koşmaktan yorulmuştun. Her soluklanma durağında bir kitabını bırakır oldun. Yük azaldıkça yerle temasın azaldı, söz uçtu, yazı başka evlerde kaldı.

 22 oldun bugün. Tükenmez denilenlerle dolu bir kalemkutu mezarlığın var artık. Arada eline alıp, hohlaya hohlaya tekrar deniyorsun şansını. Kimi utanıp çalışıyor, kiminin kalbi içine kaçmış, topu artık dönemiyor. Sen de zaten beş dakika kullanıp geri gömeceksin mezarlığına, umurunda değil. Hiç silgi kullanmazdın, hala kullanmıyorsun. Yeni kağıt gibisi var mı?

26 oldun bugün. Kalemin kaybolalı yıllar oldu, zaten aramıyordun da. Artık kalem de kullanmıyorsun, kağıt da. Bulabildiğin en büyük ve en boş duvarları gözlerinle dolduruyorsun. Söz uçmuyor artık eskisi gibi, sanırım o da yorgun.

29 oldun bugün. Güneşten kaçmıyorsun artık, huzur buluyorsun. Işık gözünü kör etmiyor artık, sadece yoruyor. Sen de haliyle miktarını kendin ayarlıyorsun. Karanlıkla barıştın, sırdaşın oldu artık. Eşin dostun mesafeydi, mesafeyle pekleşti, pekleştikçe seyreldi, seyreldikçe sıkılaştı. Sanırım bir şeyler yazasın var, yine gözlerinle kalem arıyorsun. Gece kaybolmayacak, yazarken kırılmayacak, özen gösterdikçe rengi solmayacak.

                                                                                                                        1-5-24

            Istanbul

24 Ocak 2024 Çarşamba

Sevgili Dünlük

  

            Sevgili dünlük, merhaba! Dünlük diyorum çünkü duygular miras kalmıyor günlere artık. Aynı siniri, aynı öfkeyi, aynı kırgınlıkları, aynı hevesi… Kısacası hiçbir duyguyu yarınlara taşıyamıyorum artık. Hayat o kadar yüksek irtifada ilerliyor ki; kabin bagajı dahi yük oluyor, taşımaya üşeniyorum. “Ne gerek var?” diyorum habire. Yok zaten biliyorum. Her şeyi bile bile tercih ediyorum, yine de anlamıyorum. Sahiden, ne gerek var?

            Taşıyamadığımdan değil yanlış anlamayın, gerçekten istemediğimden. Ruhum sıkılmış artık aynı olay örgülerinden. Aynı heyecanlardan, aynı bedenlerden, aynı zevklerden… Belki de bu yüzden dopamini bozuk para arayan çocuklar gibi yollarda, ve yerlerde arıyorum. Belki de bundandır arada yere bakarak yürümeye devam ediyorum. Babannemi anıp sağa sola para bırakıyorum. Görevler keyifsiz, keyifler görev gibi geliyor; saklanacak bir yer arıyorum. Yine kendime saklanıp, yine kendime sobeleniyorum. Beni yine bir ben anlıyorum. İyi de, seni de yine bir ben anlıyorum? Ee, ne anladım ben bu işten?

            Her sene yeni bir ben arıyorum, ve buluyorum. Artık yere kolay kolay düşmüyorum. Ha, arada yorulup oturuyorum, orası ayrı. Tekrar ediyorum, bu kısmı tercih. Belki de kendimi kandırıyorum. Çöküşlere yeni yeni adlar koyuyorum. Bilemiyorum Altan, çok mu boş ağlıyorum?

            Heyecanı unuttum yine, heyecanlanmak nasıldı, hatırlamıyorum. Kendimi koruyacağım diye risk almaya çekiniyorum. Hoş, gerçekten canım da istemiyor pek. Aynı hayatlar, ayni sigaralar, aynı mekanlar, aynı kadınlar, aynı yalanlar… Vallahi sıkılıyorum. Adrenalin ve yenilik dışında stimule olamıyorum, konfor alanımda rahat edemiyorum. Çok uzun yazmak bile istemiyorum. Her yazar okunmak ister, ben çok anlaşılmak bile istemiyorum. Bu yüzden de cümleleri hep ekmek kırıntılarıyla dolduruyorum. Grateller zaten tenezzül etmez, Hansellere selam veriyorum.

            Çok derdim de yok biliyor musun, eskisi gibi değilim. Kafayı bayağı bi’ topladım. Bir-iki fuzuli problem dışında bu aralar savaşları hep kazanıyorum. Hasan Tahsin misali, dolu silahla geziyorum. Hiç çekinmiyorum. Belki de arsızlaştım iyice, veya duyarsızlaştım, bilemiyorum. Hala kibar olmayı başarabildiğim için bu kısımları pek de negatif bulmuyorum açıkcası. Darlanınca manzaramdan, öteki tarafa bakıyorum. Bi’ sigarada daha yapıyorum, içimden bi’ şarkı daha mırıldanıyorum.

            Yeni bir dil öğreniyorum bu aralar. Olur da bırakmazsam altı-yedi aya öğrenirim, biliyorum. Bir enstruman öğrendim, ikinciyi deniyorum. Sağlıklı beslenip, düzenli spor bile yapıyorum. İnanmaycaksınız ama, düzenli olarak D vitamini bile alıyorum. Ulan yoksa artık bu hayatı seviyor muyum? Sanmıyorum kanka, hala yaşamayı beklediğim hayatı gözlüyorum.

Az kaldı… Az kaldı… Az kaldı… Az kaldı… Az kaldı… Az kaldı… Ne kadar kaldı?

Nasıl anlarım?

Ne zaman anlarım?

Ne zaman başlarım?

Hmm… Bilemiyorum sevgili dünlük, zaten senin fikrin de farazi, güvenemiyorum.

Lan! Yine okumayı sevmeyen güruha edebiyat yapıyorum.

            Eski sevgililerim evleniyor, arkadaşlarımın çocukları oluyor, ben hala aynı edebiyatı yapıyorum. Artık nispeten daha az yapıyorum gerçi… Hayatı italic fontta yaşadığımdan oluyor bence, dimdik durmayı ondandır çok sevmiyorum. Neyse, kopuyoruz Altan, yavaştan topluyorum.

            Dün gerçekten bugündü, yarın da bugün. Aslında her şey o zaman bugün mü?

 Hadi o zaman sağlam bir kahvaltı (kahve içildi) ile başlayıp fethedelim bugünü. Öylesine yazmak için yazayım diye açtığım dosyada yine bir sürü kelime oldu bak, ikinci birayı açmayayım en iyiysi. Ne demiş Kaan Boşnak yavşağı: “Rüzgarım söndü, dindi ateşim. Ah bebeğim ben hala deliyim!” 

Altı aya görüşürüz Altan, göte mukayet, gerisi çözülür. 😊