10 Temmuz 2019 Çarşamba
O, Bu ve Şu
Yağmur
ve yıldızlar... Üç şarkıdan birinde var olan, kalemi olan herkesin beleş mürekkebi...
Kimse kırağının rengini kağıdına bulaştırmadı, çünkü dertler hep akşamdan
kalmaydı.
İki,
yedi ve on iki... Din kitaplarında bile kullanılan, talihin kalıplara
sığdırılması... Yine de masumdu sayılar. Yine de, genelde siyah renkle
yazılırlar.
Mevsimler
ve güzel kadınlar... Hep aynı döngüde, değerleri bilinmeden kullanıldılar...
Kışı seven; kar yağdırdı, kadını seven; yağmur. Yazı sevense hep tatildeydi,
hiçbir şeye karışmadı.
Ölüm
ve uyku... Rüyaları paylaşmak için bahaneydi. Paylaşmak istemeyenlerin
kırmızıydı gözleri, hiç büyümemişti bebekleri. Beşiğin parmaklıklarıydı
irisleri.
Kediler
ve köpekler... Araçtı ilgi için. Sosyal medya filtresi... Beğeni mıknatısı,
mesaj magneti... Sokaktakiler aç susuzken, cins olanlar evde sefa sürüyordu.
İnsanlar, insanlık dışı ilan ettikleri ırkçılığı, hayvanlar üzerinden idam ettiriyorlardı.
Güneş
ışığının çocuklarıydı renkler: Siyah, beyaz, mavi, yeşil, kırmızı, sarı, gri...
Beyazı masumiyetle baş göz ettik, siyahı kötülükle. Kırmızı hem kan demekti hem
şehvet. Sarı annesine en çok benzeyendi, maviyle yeşili doğa sahiplenmişti.
Bize hep gri kaldı, sadece gri kaldı.
Kitaplar
sezonluk işçi oldular. Antalya, Bodrum, Fethiye, İzmir... Kumsallarda şezlong
tutuyorlardı. Yazları biralarla takılıp Sonbaharda kahvelerle poz veriyorlardı.
Çoğu ünlü oldular, ama içlerini bilen yoktu.
Şarkıların
karakteri yoktu, veya hep arzuladığımız özgürlüğü yaşıyorlardı. Mutsuza dost,
huzurluya keyif, ağlayana dert oldular. Senden, benden hürdü varlıkları. Biz
yine de kelepçelerimizi renkli pastel boyalarla boyar, fotoğraflarda sadece
dirsekten yukarımızı gösterirdik.
Empati
bir yetenekti, biz hayalet sandık. Görenleri de deli... Bizdik akılsız olan
halbuki; kendimizi koyduğumuz merkezin derinliklerinde ışığı unutan. Yaşayınca
kazanıyordu kalp irislerle sarı lekeyi.
Anne, baba, kardeş ve bilumum akraba... Bir karakterin
inşaat mühendisleri, bizim ülkedeysen mütahitleri. Konsept olarak problemli,
bireyin mental tuğlalarını dizeni seçemeyişi... Her problem aslında normaldi.
Arkadaş, dost ve berber Sinan... Aynı inşaatın sıvacıları
ve boyacıları... Bizler birer mimar; kimi sadece duvar örer kimi mental bir lunapark.
Hangisi daha problemli, halk karar veriyor. Bendeniz ise artık kapıyı çalanları
içeri almıyor.
Din, dil, ırk, cinsiyet... Ayrıştırmacı politikanın alt
kümeleri... Evrensel küme doğa iken, insanlığın kümesi bu aralar yine tek bir
sembolle gösterilebiliyor.
İdeal, kariyer ve hedefler... İntiharın düşmanları.
İnsanın en sevdiği oyunun ana temaları. Ayyaşın şarabı, torbacının sigarası...
Sahip olamayanın tribi, olanın telaşı... Motivasyon tarlasının mısır koçanı.
Benim oyuncağım, komşu çocuğunun çığlığı.
Penis ve vajina... Bu hayatın derin devleti, gizli ajanları.
Freud’un ifşası ve tanrının insanlığa elmadan bile önceki ilk kazığı. Alkolün
en samimi arkadaşları, dostluğun en hain düşmanları... Tek başına yalnız ve
ilgisiz, genelde keyfinin kahyası, bazen baş belası, bazen de ego pompası...
Bütün sıfatları sudan geçirince; insanın en sıradan organları.
Metafor ve kinaye... Hayatı zor modda oynamaktı. Düz
cümleleri bile anlamayan insanların üzerine yatay bir çizgi çekmek; çekiç, örs
ve üzengiyi fazla mesaiye bırakmaktı. Tarihin eskimeyen oyunu olan mental
saklanbacın hilesi, kaliteli sohbetlerin hilesiydi. Bireyin cahil kalkanı,
cahilin de şaha kaldıranı...