10 Temmuz 2019 Çarşamba


20 Eylül 2015 Pazar
Renk

           Korkuyorum sanırım. Seni aklıma getirmekten korkuyorum. Siyahın en sinsi tonuna boğuyorsun zihnimi. Göz bebeklerim büyüyor karanlığında, gerçeği arıyorum. Hiç kimsenin hiçbir zaman bulamadığını arıyorum.  Sadece sende aradığımdan bulamıyorum, biliyorum. Yine de yeni insanlarda aramaya üşeniyorum. Sıfırdan tanıyamam insanları. Bunun gerektirdiği kadar sabırlı değilim. Tahammülümü; zihnimde resmini çizmeye çalışırken, sesini hatırlamaya çalışırken yitirdim. Kusursuzca betimleyebildiğim yüz hatlarını, çehreni, tepkilerini... Hatırlamıyorum. Pozitif hiçbir şey yaşamadık mı sahi? Yaşasaydık bu kelimelerin rengi yine siyah olur muydu? Bilmiyorum. Umursamıyorum.
          Sen hangi renksin yahu? Sarı, kırmızı, siyah , mavi, yeşil.. Bulamıyorum, nerdesin? Beyazın en naif tarafında mısın? Turuncu gibi şen-şakrak ama gri gibi saklı mısın? Gözlerini hangisiyle boyadın, hangi insanlara hangi tondasın? Dolaştığın sokakların hepsi turkuaz olsa ne yazar ya da? Gözünü kapatınca herkes siyahı görüyor zaten. Senin tuvalini boyayan neden şaşırsın? Ben şaşırdım, şaşı oldum. Senin siyahını sarı, mavini kırmızı görür oldum. Neşeni huzursuz, mutluluğunu yapmacık buldum. En sevdiğin sanatçı şarkı söylemez oldu. Sus-pus oldum, duruldum, darıldım hatta utanmadan gocundum.
          Kahvaltıda çay içmez olmuşsun. Pijamanın renkleri solmuş, terliklerin sana küsmüş. Ayakların haddinden fazla ileri gider olmuş. Altıncı hissin körelmiş, ruhun bedenine kilitlenmiş. Gözlerin televizyonda, ekmeğin kızarmasını ya da sucuğun pişmesini bekliyorsun. Kime servis edeceksin? Benliğine mi, bencilliğine mi? Aman baharatını eksik etme kuzum, tatsızlığı kimse sevmez. Eğer tatsızlık onu yaratanı etkilemiyorsa tabii. Bizim durumumuzda yemeklerin çok tuzsuzdu, onu da söyleyeyim.
         Dün Bestekar'da sabahladım. Betona oturdum, hatta sabah altıda kepenkleri kapalı bir eczaneye yaslanıp uyumuşum. Ankara ayazındaki buz gibi beton bile senden daha az rahatsız ediciymiş, senin yerine benim ağırıma gitti. Kalktım hemen, kalan alkolü yuvarladım. Adlarını yeni öğrendiğim insanlara baktım bir süre. Sekizde servisim varmış, gitmem lazım. Bu gece ayların suskunluğunu bira ve şarap gibi yan etkenler yüzünden buraya kusmak istemezdim. Küstürdüğün kaleme yine senin hatıralarına sinirlenip sarılmayı da istememiştim. Dayanamadım. Sarhoşken telefona sarılan tip olmaktansa, kaleme sarılmak daha tatlı geldi sanırım. Her neyse, seninkini bulamasam da kendi rengimi buluyorum yavaş yavaş.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder