20 Eylül 2015 Pazar
Renk
Korkuyorum sanırım. Seni aklıma
getirmekten korkuyorum. Siyahın en sinsi tonuna boğuyorsun zihnimi. Göz
bebeklerim büyüyor karanlığında, gerçeği arıyorum. Hiç kimsenin hiçbir zaman
bulamadığını arıyorum. Sadece sende
aradığımdan bulamıyorum, biliyorum. Yine de yeni insanlarda aramaya üşeniyorum.
Sıfırdan tanıyamam insanları. Bunun gerektirdiği kadar sabırlı değilim.
Tahammülümü; zihnimde resmini çizmeye çalışırken, sesini hatırlamaya çalışırken
yitirdim. Kusursuzca betimleyebildiğim yüz hatlarını, çehreni, tepkilerini...
Hatırlamıyorum. Pozitif hiçbir şey yaşamadık mı sahi? Yaşasaydık bu kelimelerin
rengi yine siyah olur muydu? Bilmiyorum. Umursamıyorum.
Sen hangi renksin yahu? Sarı,
kırmızı, siyah , mavi, yeşil.. Bulamıyorum, nerdesin? Beyazın en naif tarafında
mısın? Turuncu gibi şen-şakrak ama gri gibi saklı mısın? Gözlerini hangisiyle
boyadın, hangi insanlara hangi tondasın? Dolaştığın sokakların hepsi turkuaz
olsa ne yazar ya da? Gözünü kapatınca herkes siyahı görüyor zaten. Senin
tuvalini boyayan neden şaşırsın? Ben şaşırdım, şaşı oldum. Senin siyahını sarı,
mavini kırmızı görür oldum. Neşeni huzursuz, mutluluğunu yapmacık buldum. En
sevdiğin sanatçı şarkı söylemez oldu. Sus-pus oldum, duruldum, darıldım hatta
utanmadan gocundum.
Kahvaltıda çay içmez olmuşsun.
Pijamanın renkleri solmuş, terliklerin sana küsmüş. Ayakların haddinden fazla
ileri gider olmuş. Altıncı hissin körelmiş, ruhun bedenine kilitlenmiş.
Gözlerin televizyonda, ekmeğin kızarmasını ya da sucuğun pişmesini bekliyorsun.
Kime servis edeceksin? Benliğine mi, bencilliğine mi? Aman baharatını eksik
etme kuzum, tatsızlığı kimse sevmez. Eğer tatsızlık onu yaratanı etkilemiyorsa
tabii. Bizim durumumuzda yemeklerin çok tuzsuzdu, onu da söyleyeyim.
Dün Bestekar'da sabahladım. Betona
oturdum, hatta sabah altıda kepenkleri kapalı bir eczaneye yaslanıp uyumuşum.
Ankara ayazındaki buz gibi beton bile senden daha az rahatsız ediciymiş, senin
yerine benim ağırıma gitti. Kalktım hemen, kalan alkolü yuvarladım. Adlarını
yeni öğrendiğim insanlara baktım bir süre. Sekizde servisim varmış, gitmem
lazım. Bu gece ayların suskunluğunu bira ve şarap gibi yan etkenler yüzünden
buraya kusmak istemezdim. Küstürdüğün kaleme yine senin hatıralarına sinirlenip
sarılmayı da istememiştim. Dayanamadım. Sarhoşken telefona sarılan tip
olmaktansa, kaleme sarılmak daha tatlı geldi sanırım. Her neyse, seninkini
bulamasam da kendi rengimi buluyorum yavaş yavaş.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder