2 Aralık 2014 Salı
Yalnızlık Kahvesinin
Yanında Yakılan Bir Dal Sigara
Gözlerimi gecenin karanlığına
açtığımda anlamıştım bir sorun olduğunu. Güneş'i kaybedeli on gün kadar olmuştu
sanırım. Saklanbaçta da hiç iyi değildim zaten çocukluktan beri, herhalde hiç
öğrenememişim kuralları. Kendime gelmeye çalışmadan önce hemen bi telefonu
kontrol ettim. Sikiyim, yine 39 cevapsız çağrı, 15 mesaj. Ne yazık ki annemden
çoğunluğu. Hemen iyi olduğuma dair yarım yamalak bir şeyler karalayıp
gönderdim. Önce Twitter’a, sonra da Facebook’a takılı kaldım yarımşar saat. En
sonunda doğrulabildim yavaştan batakhane yatağımdan. Halıyı incelerken
terlikleri yokladım ayaklarımla, bir yandan da açık pencereden gelen soğuk
esintinin keyfini sürüyordum ahmakça. Gözlerimi kapatmış terlikleri bulmanın
verdiği başarı hissini kucaklayıp kalktım ayağa. Vücut belden kırık, öne doğru
eğik bir şekilde yürümeye başladım telefonu hiç bırakmadan. Ağır ve küçük
adımlarla yüzümü yıkamadan mutfağa uğradım önce. Her taraf pislik içindeyken
çaydanlığı buldum tezgahın sol köşesinde. Bir önceki sabahtan kalan suyu döküp
tekrar doldurdum yavaşça. Banyoya geçmeden önce mutfağa bir göz gezdirdim her
sabah yaptığım gibi. Yine bir yarın hallederim cümlesi geçti zihnimin
kenarından ve oy birliği ile kabul edildi. En çok oyu ellerim vermişti
şüphesiz. Yine iğrenç kola bardağını gördüm masanın üstünde. İçinde beyaz bir
şey oluşmuş, kuyruklu ve hareket ediyor. ''2 hafta önceden kalan bir bardak
kolanın yaydığı kokuya inanamazsınız!'' şeklinde anlatılacak bir hikayem daha
oldu diye düşündüm biran. Kendi kendime gülümsedim, anlatacak insan bırakmışım
gibi çevremde. Banyoya gidişim daha az heyecanlıydı, en azından kapısı hep
açıktı. Yerdeki kan lekelerini hala silmemiştim. Aslında bayadır hiçbir şey
yapmamıştım. Sabah çişimi yaptıktan sonra aynada kendime baktım, yine
tanıyamadım. Sanırım kendimi unutalı bayağı olmuştu. Sırıttım. Kendime şirinlik
yaparak günü kendime daha güzel hale getirdim ve soğuk suyu suratıma çarpınca
birden ayıldım. Sırıtış gerginliğe, öfkeye o kadar hızlı döndü ki yanaklarım
kasıldı. Hızlıca oradan çıkıp çalışma odama doğru yürümeye başladım. Koridorumun
uzunluğuna yine lanet ediyordum ki sonunda vardım. Camel Softumdan bir dal alıp
mutfağa koştum bu sefer. Koşmam gerekiyordu sabahın nefretini kaldıramıyordum.
Yine uyanmışlığın, sorumlulukların, hataların , keşkelerin bağırışmalarına
katlanmak zorundaydım. Bu mümkün değildi. Mutfağa ışık hızında girip çaydanlığı
ocaktan aldım. Hemen temiz sayılabilicek bi bardak bulup son sütlü köpüklüyü de
boşalttım içine. Ardından sigaramı yakıp odama doğru yürüdüm yavaş yavaş.
Sigara ve kahvenin büyüsü sardı beni anında. O kadar negatifliği götürebilicek
şeylerin bu kadar basit olduğuna inanmazdım eskiden. Bilgisayarımı açıp ; kendi
elimle, minder yardımlarıyla rahatlattığım kolduğuma da oturduktan sonra
Google'a ulaştım. Kendi hayatımda başarısızdım, sorumsuzdum ve keşkelerin
köpeğiydim. Başkalarının hayatlarını izlemek beni rahatlatıyordu. Hemen açtım
bir ingiliz dizisi, içinde kaybettim kendimi. Kahve itekledi, sigara rahatlattı
o dizi de sığınacak bir yer verdi. Aileme dönüşen bu alışkanlıklar aslında
hayatımın ta kendisiydi. Su kaynamış, sonra devam ederiz..
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder