10 Temmuz 2019 Çarşamba


13 Şubat 2016 Cumartesi
Çarşamba akşamı gereksizliği
         Biz iki asal sayıyız, birleşimi üçe tam bölünen. Kalanı hep sen olan. Bölenler hep en önde oturanlar. El kaldıranlara yüz vermese hoca artık keşke, arka sıradakilere yazık oluyor, tahtadan duyulmuyorlar. Tarafımızca dilsizler.
         Biz iki gizli özneyiz, aynı konuya ait. Fiiller çoktan tükenmiş sanırım; günde iki paket, fiks. Yan masada üç nokta vardı. Cümle olmamıza yetmediler, söz öbeği olabildik. O hep söylenmek isteyip söylenemeyen kelimelerin karışımı olduk, ağızlarda kapalı kaldık, kaçamadık.
         Biz iki gezegendik, bende hiç nehir yoktu. Dört ana elementin biri eksik, değerli değilim insan gözünde. Sense insanlarla dolup taşmışsın, birkaç tanesini salacak bir yer arıyor gibisin. Aman kuzum bana salma, uzaktan hümanistim. Sonra, ''Burası yaşanılabilir bir yer değil.'' diyorlar, çamur atıyorlar hiç durmadan.
         Biz iki bedendik, eğitildik. Hocamız çok gençti, yıllattık. Aklar düşürdük saçlarına, kendimizden bıktırdık. Başka kulvarlarda yapamadık; dişe diş, kana kandık. Kala kaldık sonra, hep ters köşelere yattık. Akşam ezanıyla evlere dağıldık. Anne lafı dinlemeyi bırakınca soğuk beton aradık. Yine yan yana oturduk, anlamaya çalıştık.
         Biz iki komşuyduk, duvarımız yoktu. Salonun ortasına ince iplikten sınır yaptık. Aynı evin içinde birimiz kaybolurken, öteki kendini buldu. Seni seven mahalledeki bütün çocuklar da bana hayran bu arada. Hepsine şeker dağıtıyorum. O patikayı da sakın seçme, bana çıkmıyor. Sen bana çık, ev sahibine gücüm yetmiyor.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder