13 Şubat 2016 Cumartesi
Çarşamba akşamı
gereksizliği
Biz iki asal sayıyız, birleşimi üçe
tam bölünen. Kalanı hep sen olan. Bölenler hep en önde oturanlar. El kaldıranlara
yüz vermese hoca artık keşke, arka sıradakilere yazık oluyor, tahtadan
duyulmuyorlar. Tarafımızca dilsizler.
Biz iki gizli özneyiz, aynı konuya
ait. Fiiller çoktan tükenmiş sanırım; günde iki paket, fiks. Yan masada üç
nokta vardı. Cümle olmamıza yetmediler, söz öbeği olabildik. O hep söylenmek
isteyip söylenemeyen kelimelerin karışımı olduk, ağızlarda kapalı kaldık,
kaçamadık.
Biz iki gezegendik, bende hiç nehir
yoktu. Dört ana elementin biri eksik, değerli değilim insan gözünde. Sense
insanlarla dolup taşmışsın, birkaç tanesini salacak bir yer arıyor gibisin.
Aman kuzum bana salma, uzaktan hümanistim. Sonra, ''Burası yaşanılabilir bir
yer değil.'' diyorlar, çamur atıyorlar hiç durmadan.
Biz iki bedendik, eğitildik. Hocamız
çok gençti, yıllattık. Aklar düşürdük saçlarına, kendimizden bıktırdık. Başka
kulvarlarda yapamadık; dişe diş, kana kandık. Kala kaldık sonra, hep ters
köşelere yattık. Akşam ezanıyla evlere dağıldık. Anne lafı dinlemeyi bırakınca
soğuk beton aradık. Yine yan yana oturduk, anlamaya çalıştık.
Biz iki komşuyduk, duvarımız yoktu.
Salonun ortasına ince iplikten sınır yaptık. Aynı evin içinde birimiz
kaybolurken, öteki kendini buldu. Seni seven mahalledeki bütün çocuklar da bana
hayran bu arada. Hepsine şeker dağıtıyorum. O patikayı da sakın seçme, bana
çıkmıyor. Sen bana çık, ev sahibine gücüm yetmiyor.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder