15 Şubat 2015 Pazar
Renksiz hayatlarını
benimle boyayan insanların eline fırçayı hep ben tutuşturdum
Renksiz hayatlarını benimle boyayan
insanların eline fırçayı hep ben tutuşturdum. Kendim kaşınmışım biraz da
sanırım. Büyüdükçe bozulmayanımız kalmadı. Bir yerden sonra da aynı renkler
sarmıyor tabii. Sıkılıyor insan. Fırçayı bile değiştiriyor. Hayat tıpkı bir
tuval gibi. Boyamayı seviyorsun ama renkler hiçbir zaman yeterli değil. Ortaya
güzel bir şey çıkması için birbirinden farklı fırçalara ihtiyacın var ve sen ne
yaparsan yap, nasıl boyarsan boya; ortaya çıkan üründen memnun kalmayan
insanlar var. En sonunda tamam diyip sergiyi kapatacam suratlarına amk.
Güneşle aramı düzelttim derken gece
küstü şimdi de. Uyuyamıyorum bir türlü. Ay'ın gülümsemesinin altında sigara
içmek varken Güneş'in gereksiz samimiyetine maruz kalıyorum her gün. Hoşuma
gitmiyor, samimiyetsiz. Yılışık bir kız kadar itici, kendini bilmeyen bir erkek
kadar da mide bulandırıcı. Neyse, neyse.
Taşındığımdan beri gelemedim kendime.
Beğenmediğim dört duvarı tanımadığım iki insana tercih ettiğim durumdan
bahsediyorum. Hayatımda olan her insanı geri kazanmaya çabalıyışım üstüne
sürekli yeni insanlar ekleniyor, çok fazlalar. Eskileri kazanmak için attığım
adımlar tekme tokat geri dönerken, korkudan yeni insanlara açamıyorum kendimi.
Kendimden çok değer verdiğim insanları kaybetme tehlikesine o kadar çok düştüm
ki son birkaç haftada önümü göremiyorum yine. Zaten siktiğimin yurduna neden
taşındıysam, sigara bile içemiyorum yazı yazarken. Gamsızlığıyla övünen insanı
kaybettim. Yerine; optimist, özürlü bir iyilik meleği geldi yine,ahahaha(!)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder